İçeriğe atla

#tarih

30 posts

Sus Gönlüm

Bazen, uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için,

Bazen, hatırlamak gerekir hatırlanmak için,

Bazen, ağlamak gerekir açılmak için,

Bazen, anmak gerekir anılmak için,

Bazen de susmak gerekir duymak için,

...Sus gönlüm, sus.

Bütün bu susmalarına karşılık herşeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Şems-i Tebrizi

6
Dresuar
DresuarDüşünce
10sa

Zekânın "tehlikeli bir araç" olarak görülmesi aslında distopik edebiyatın yıllardır işlediği ama günümüzde gerçeğe hiç olmadığı kadar yakın duran bir tema. "Matrix" metaforu üzerinden gidersek, sistemin dışına çıkmak çoğu zaman sistemin sunduğu konforlu hazır cevapları reddetmekle başlar.

​Zekânın suç sayılması fikrini birkaç açıdan değerlendirebiliriz:

​Algoritmik Uyumluluk ve "Zekâ"

​Yapay zekânın sunduğu en büyük kolaylık, bizim yerimize karar vermesi. Ancak bu konfor, beraberinde bir "entelektüel tembellik" riskini getiriyor. Herkesin aynı algoritmalardan beslendiği bir dünyada, verilerin dışına çıkan, aykırı düşünen veya sistemin açıklarını mantık yürüterek bulan biri, düzeni bozan bir unsur olarak kodlanabilir.

​Verinin Güvenliği ve Şeffaflık

​Özellikle kuantum bilişimin yükselişiyle birlikte, bugün "güvenli" dediğimiz tüm dijital sığınaklarımız (şifreler, özel yazışmalar, mülkiyet kayıtları) birer birer savunmasız kalabilir. Bu yeni dönemde, sadece sistemin izin verdiği şekilde düşünmeyen veya kendi bağımsız analizlerini yapan kişiler; merkezi otoritenin "şeffaflık" adı altındaki mutlak denetimine karşı bir tehdit olarak algılanabilir.

​Gerçekliği Sorgulamanın Bedeli

​Yapay zekâ tarafından üretilen manipülatif içeriklerin (deepfake, bot dezenformasyonu vb.) arttığı bir çağda, sadece "zekâsını kullanarak" gerçeği yanlıştan ayıran birey, kitlelerin inandırılmak istendiği kurguyu bozduğu için hedef haline gelebilir. Yani "hakikat arayışı", yerleşik düzen için bir tür "bilgi terörizmi" gibi lanse edilebilir.

"Reel politik" olanın yani gücün ve pragmatizmin tek hakikat sayıldığı bir dünyada, zekâ sadece bu güce hizmet ettiği sürece makbuldür. Onun dışındaki her türlü bağımsız düşünce faaliyeti, sistemin bağışıklık mekanizması tarafından bir virüs gibi algılanma riski taşıyor.

​Bu distopik senaryonun gerçekleşmemesi için, belki de en büyük direnç noktası akademik titizliği, derinlemesine araştırmayı ve eleştirel düşünceyi elden bırakmamaktır.

4
Hamza Toprak
Hamza ToprakÖzlü Söz
4sa

NİNNİLERLE UYUTULMASI GEREKEN BEBEKLERİN, SİLAHLARLA SUSTURULDUĞU BİR DÜNYADA

SUSMAK ALÇAKLIKTIR.!

Muhsin yazıcıoğlu

3
Dresuar
DresuarDüşünce
10sa

Minab (Mindab) olayı, distopik "sorumluluktan kaçma" mekanizmasının en somut ve trajik örneklerinden biri haline geldi. 28 Şubat 2026'da gerçekleşen bu saldırı, teknoloji ve gücün nasıl iç içe geçtiğini gösteren karanlık bir tablo sunuyor.

​Olayın perde arkasındaki temel dinamikleri şöyle özetleyebiliriz:

​Hata mı, Strateji mi?

​Minab'daki Şecere-i Tayyibe kız ilkokuluna yapılan saldırıda 170'den fazla sivil hayatını kaybetti. ABD askeri yetkilileri ve Pentagon'dan sızan bilgiler, hedefin bir yapay zekâ algoritması (özellikle Anthropic'in Claude modeliyle entegre edilen askeri sistemler) tarafından belirlendiğini işaret ediyor.

Argüman şu: Yapay zekâ, eski tarihli istihbarat verilerini kullanarak okul binasını hala Devrim Muhafızları'na ait bir askeri tesis sanmış.

​"Sorumluluk Katmanı" Olarak Yapay Zekâ

​Burada "matrixten çıkmak" dediğimiz nokta tam olarak devreye giriyor. Birçok analiz, yapay zekânın burada bir "sorumluluk kalkanı" olarak kullanıldığını savunuyor:

İnsansız Suçlama: Eğer hatayı bir komutan yaparsa bu "savaş suçu" sayılabilir. Ancak hata "algoritmik bir sapma" olarak sunulursa, suç bir yazılım hatasına indirgeniyor.

Hızın Bedeli: Sistem, saatte 1000'den fazla hedef belirleyecek kadar hızlı çalışıyor. Bu hız, insanların verileri kontrol etme kapasitesini aşsa da, sistemin "verimliliği" adına bu risk göze alınıyor.

​Hakikatin Bulanıklaşması

​Olayın ardından dezenformasyon dalgası o kadar büyüdü ki, bazı yapay zekâ araçları (Gemini ve Grok dahil) saldırıya dair gerçek görüntüleri "yapay zekâ üretimi (AI slop)" diyerek reddetti. Bu da tam olarak bahsettiğimiz noktaya çıkıyor: Zekâyı gerçeği bulmak için kullanmak bile, sistemin sunduğu "bu gerçek değil" duvarına çarpmamıza neden oluyor.

Önemli Not: ABD Başkanı Donald Trump'ın saldırıyı doğrudan İran'ın kendi mühimmat hatasına bağlaması, ancak askeri raporların yapay zekâ destekli bir hedefleme hatasına işaret etmesi, sistemin kendi içinde bile bir "hakikat savaşı" verdiğini gösteriyor.

Zekâ, sistemin sunduğu konforlu yalanları bozduğu anda "tehlikeli" görülmeye başlanıyor. Minab örneği, teknolojinin sadece bir araç değil, aynı zamanda suçun anonimleştirildiği bir perde olduğunu kanıtlar nitelikte.

1
10/10

Selahaddin'in mirası

Fahmy Hussein Hafez

Zengi'nin müttefiki olan Sultan Mahmud yirmi altı yaşında ölmüş ve Selçuklu hanedanı içinde bir kez daha veraset savaşı patlak vermiştir. Emirü'l müminin bu durumdan yararlanıp kafayı diker. Taht üzerinde hak iddia edenlerin hepsine camilerde adına hutbe okutma sözü vererek, durumun gerçek hakemi konumuna yükselir. Zengi kaygılanır. Birliklerini toplayıp, el-Müsterşid'e beş yıl önce karşılaştıklarında olduğundan daha acı bir yenilgi tattırmak üzere Bağdat'a yürür. Ama Halife onu Dicle üzerindeki Tikrit şehrinin yakınında, Abbasiler'in başkentinin kuzeyinde binlerce kişilik bir ordunun başında karşılar. Zengi'nin askerleri kılıçtan geçirilir ve bizzat Atabey tam düşmanın eline düşecekken, son anda duruma müdahale eden bir adam onun hayatını kurtarır. O sırada adı sanı bilinmeyen Tikrit valisidir bu müdahaleyi yapan. Eyyub adındaki bu genç Kürt zabit, Halife'ye düşmanını teslim edip onun ihsanlarını kazanacağına, atabeyin nehri geçip peşindekilerden kurtulmasına ve derhal Musul'a dönmesine yardım eder. Zengi bu kahramanca davranışı asla unutmayacaktır. Hem ona hemde ailesine karşı hiç sarsılmayan ve yıllar sonra Eyyub'un oğlu Yusuf'un da kariyerini belirleyecel dostluk besleyecektir. Genç Yusuf tarihte Selal- Eyyubi adıyla tan

4
Dresuar
DresuarDüşünce
8sa

​Radikal sağcı veya popülist iktidarlar için tarih, tozlu raflarda duran bir kayıtlar dizisi değil; bugünün siyasi manevralarını meşrulaştıran bir "masal anlatıcılığı" aracıdır.

3
10/10
Kudüs'ün Fethinin Mimarı Nureddin Mahmud Zengi Hayatı ve Dönemi

Kudüs'ün Fethinin Mimarı Nureddin Mahmud Zengi Hayatı ve Dönemi

Abdulkadir Turan

Halep'in başına geçtiğinde Antakya'dan Kudüs'e kadar

geniş bir Müslüman coğrafyası Haçlı istilası altındaydı. Ülkesinde İslâm'ın adalet ve ahlâkını egemen kıldı. Sünnet-i Seniye'ye bağlılığı, ilmi, adaleti, ibadetlerindeki titizliği ve yaşamının sadeliğiyle ile Müslümanlarca sevildi. Haçlıların ise kalbine korku saldı. Kudüs'ü kurtarmayı dava edindi. Kudüs davası için strateji geliştirdi, Müslümanları birleştirdi. Çok yönlü bir şahsiyet olarak bir yandan ülkesini imar ederken diğer yandan durup dinlenmeden cihada koştu. Faaliyetleri, Selâhaddîni-i Eyyûbî Devri'nde Kudüs'ün fethiyle neticelendi. Haçlı istilası devam ederken Mescid-i Aksâ için minber yaptırdı. Minberi, Selâhaddîni-i Eyyübî tarafından Mescid-i Aksâ'ya yerleştirildi. Onun minberi 1969'da Yahudiler tarafından yakılıncaya kadar Mescid-i Aksâ'da kaldı. Yakılınca onun birebir kopyası yeniden yapıldı. Dolayısıyla hâlâ Mescid-i Aksâ hatipleri, onun minberinden Müslümanlara seslenmekteler. Bu eseri okuyarak İslam tarihinin en büyük hükümdarlarından Nûreddin Mahmud Zengî'nin önder şahsiyetini, örnek faaliyetlerini ve bugüne yakından ilgilendiren izlerini keşfedin. Nûreddin'in anlaşılması, Kudüs'ün bugünün anlaşılmasında size kılavuzluk edecektir. Onu okudukça Kudüs'ün bugünkü kurtuluşu için umudunuz artacak ve zihninizde sağlam bir kurtuluş planı belirecektir.

10/10
Haçlı Seferleri

Haçlı Seferleri

İhsan Süreyya Sırma

19. yüzyıl Fransız tarihçilerinden Michaud, kaleminin yazmaya bile çekindiği Haçlı mezalimini, bu seferlere katılarak yaşananları günlükler halinde kaydetmiş olan Guillaume de Tyrden şöyle naklediyor: Bohemond, yanlarında bulunan esir Türklerden birkaç tanesinin kendisine getirilmesini emretti. Önce yüksek rütbeli subaylar tarafından, yetişkin esirlerin kafaları kesildi; ardından büyük bir ateş yakılarak, parçalar hâline getirilmiş bu cesetler, büyük kazanlarda kaynatıldı. Esir çocuklar ise, kebap yapılacak şekilde, şişlere geçirildi ve ateşte kızartıldı. Bundan sonra da, ele geçirilecek bütün Türkleri bu şekilde yemelerini emretti. Bohemondun hizmetçileri kendilerine verilen emri aksatmadan yerine getirdiler.

10/10
Zengiler Dönemi

Zengiler Dönemi

Ali Muhammed Sallabi

Nureddin Mahmud Zengi'nin hayat hikayesinde bugün karşılaştığımız yerel veya küresel bir çok soruna cevap bulmak mümkündür. Daha önce nasıl ki Ömer b. Abdulaziz, Müslümanlar için örnek olmuşsa şimdide Nureddin Zengi'nin tecrübesi; Müslümanların her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğine önemli bir tarihi örnektir.

2
10/10
Kudüs ve Filistin Dersleri

Kudüs ve Filistin Dersleri

İbrahim ÖZCOŞAR

Bu kitap, Filistin davasını merkeze alarak üniversitelerde lisans düzeyinde verilecek seçmeli Kudüs ve Filistin Dersleri için temel bir başvuru kaynağı olarak hazırlanmıştır. Ayrıca, bilimsel yaklaşımı ve disiplinlerarası içeriği sayesinde lisansüstü derslerde de kullanılabilecek kıymetli bir akademik kaynak niteliğindedir. Önemle belirtilmelidir ki; Kudüs ve Filistin Dersleri kitabı, sıradan bir ders materyali olmanın ötesinde, herhangi bir öğreti sunmayı amaçlamamaktadır. Aksine, "kolektif" bir "eylemin" paylaşımını hedeflemektedir. Farklı disiplinlerde uzmanlaşmış akademisyenler ve bilim insanları, bu kitap aracılığıyla zihinleri, kalpleri ve vicdanları esir almak isteyen küresel bir sisteme, yani siyonizme, karşı isyanlarını, direnişlerini ve mücadelelerini paylaşacak ortaklar aramaktadır.
Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları
Prof. Dr. İbrahim Özcoşar

10/10
Nureddin Zengi Şarkın Kandili

Nureddin Zengi Şarkın Kandili

Ali Emre

Ali Emre’nin büyük ilgi gören romanı “Nureddin Zengi” yeni baskısı ile Alaz Kitap’ın ilk kitabı olarak yayımlandı!
Haçlı istilalarının dünyayı kasıp kavurduğu 12. yüzyılda yaşayan Nureddin Zengi, suyu tersine akıtmayı başaran adam. Bir ayağını Halep’te tutarak müslümanları birleştiren, zillet örtüsünü üstlerinden atan, değerler bağını yeniden yeşerten mücahid ve muttaki bir önder. Müslüman Şark’ın kandili, kılıcı, kalkanı. Elliden fazla beldeyi Frenk işgalinden kurtarmasının yanında, inşa ettiği medreseler ve diğer kurumlarla uyanışa can katan bilge bir yönetici. Yeryüzünü titreştiren güçlü avazıyla, acı ve korku içinde ömür tüketmekten kurtardığı hünerli ve çalışkan kadınlarla, şehirleri ayağa kaldıran yiğit ve onurlu adamlarla benzerine pek rastlanmayan gerçek bir İslam baharının mimarı. Cesareti, adaleti ve merhametiyle herkesin hayranlığını kazanan bu güzide kahraman; yetiştirdiği ve yol gösterdiği Selahaddin’e, fetih minberini bile yaptırdığı Kudüs’ün kapısını aralayan kişi aynı zamanda.
 
Ali Emre, sanki özellikle karanlığa terk edilen, ders kitaplarında adı bile anılmayan bu kıymetli çehreye, yirmi yıllık bir çabanın ürünü olan romanıyla ışık tutuyor. İç içe geçmiş iki anlatıyla ilerleyen romanda; büyük ve karmaşık bir toplumun, farklı aktör ve gelişmelerle çalkalanan zorlu bir dönemin, tarih ile edebiyatın temasıyla yeniden devinen birçok ayrıntının toplu bir fotoğrafını görmek de mümkün.

10/10
Kuruluş Döneminde Eyyübiler Selahaddin’in Devleti

Kuruluş Döneminde Eyyübiler Selahaddin’in Devleti

Ali Beyyümi

Bu kitap, Eyyübi Devleti'nin kuruluş öncesi ve kuruluşuna kadar olan dönemi siyasi açıdan ele almaktadır. Konuyla ilgili olay ve rivayetleri arka arkaya dizip anlatmak yerine, olayların sebep-sonuç ilişkisine vurgu yapmış, o günün siyasi düşüncesinden ve kültüründen yararlanarak olaylar yorumlanmıştır.

6
10/10
Selahaddin'in Kitabi

Selahaddin'in Kitabi

Tarik Ali

Tarık Ali’nin, Agora’dan çıkan diğer kitapları “Nar Ağacının Gölgesi” ve “Palermo’da Bir Sultan” olan “İslam beşlemesi”nin ilk kitaplarından olan bu roman, Kürt sultan Selahaddin Eyyübi’nin heyecanlı ve renkli hayat öyküsü etrafında, Hıristiyan dünyası ile İslam aleminin tarihteki ilk büyük karşılaşmalarını ele alıyor...

5
8/10
HASAN SABBÂH’IN GİZLİ ÖĞRETİSİ - Ehl-i Sünnet’in Bâtıniliğe Karşı Mücadele Tarihi

HASAN SABBÂH’IN GİZLİ ÖĞRETİSİ - Ehl-i Sünnet’in Bâtıniliğe Karşı Mücadele Tarihi

Ömer Aydın

Miladi 11. yüzyıl İslam dünyasında Bâtınilerin en fazla nüfuz alanı bulabildikleri zaman dilimini oluşturmuştur. Bu yüzyılda Bâtınilik Yeni Eflatunculuk başta olmak üzere Gnostik akımlardan beslenmek suretiyle de Sünni çevreler üzerinde derin bir nüfuza sahip olmuştur. Bu yönüyle de din eğitimi yetersiz olan toplumun büyük halk kitlelerini günümüzde olduğu gibi eskiden de kolay bir şekilde etkilemesi açısından toplumsal nizamı tehdit eder bir yapıya sahip olmuştur. Bu yüzden de dönemin Selçuklu Devleti, Sünni İslam Dünyası'nın hamisi ve hâkimi olarak bu tehlikeyi bertaraf edecek politikaları devreye sokmaya karar vermiştir. Nizamülmülk bu konudaki politikaların gerek planlayıcısı gerekse uygulayıcısı durumunda olmuştur. Elbette ki, bu mücadelede Selçuklular, Nizamülmülk, Gazali ve Hasan Sabbâh isimleri ön plana çıkmış, dolayısıyla da merkezi bir konuma yerleşmişlerdir. İşte sunmuş olduğumuz bu eser Sünni-Bâtıni mücadelesine farklı bir bakış tarzı getirmek amacıyla kaleme alınmıştır.

3
10/10
Cihadın Adil Kılıcı Selahaddin Eyyubi (Erdem Yayınları)

Cihadın Adil Kılıcı Selahaddin Eyyubi (Erdem Yayınları)

Abdulkadir Turan

Günümüzde siyasi ilişkiler açısından bakıldığında tam bir kurtlar sofrası olan Ortadoğu'yu ve Kudüs meselesini anlamak için tarihin sayfaları arasında bir gezintiye çıkaran bu kitapta; Abbasi Halifeliği döneminde, Şiî Fatimî Devleti'nin ve Batınîlerin Haçlılarla birlik olup İslam alemine ne gibi büyük sorunlar açtığı daha iyi anlaşılacak, Ortadoğu'daki sorunların ana kaynağına inerek meseleler hakkında bilgi edinmek mümkün olacaktır. Bu eser; Birinci Dünya Savaşı'na kadar idaresi Müslümanların elinde kalan Kudüs'ün fatihi, Mehmet Akif'in deyimiyle "Şark'ın En Sevgili Sultanı" Selâhaddin Eyyübînin adalet, şecaat ve kahramanlık timsali hayatını tanıtmayı hedeflenmiştir. Nûreddin Mahmud Zengi'nin yanında iyi bir asker ve iyi bir devlet adamı olarak yetişen, esirlerine bile şefkat ve merhametle muamelede bulunan bu büyük mücahide duyulan sevginin nedeninin günümüz insanına aktarılarak geleceğe taşınması da bu naçiz eserin en büyük

hedeflerinden birisidir.

5
10/10
Selahaddin Eyyübi

Selahaddin Eyyübi

İhsan Süreyya Sırma

Tikrit’te, 1138 yılında, seneler sonra Haçlıları titretecek olan bir çocuk doğdu.
Adını Selahaddin koydular. Bu çocuk, Büyük Selçuklu Atabeyi Zengi tarafından
Baalbek Valisi olarak tayin edilen Kürt asıllı Amir Necmüddin Eyyub’un
oğluydu. Mensup olduğu kabilenin adı da Revâdiyye idi. Selçuklu atabeyi Zengi,
bu aileye, kendilerinden gördüğü iyiliğe karşılık olarak, gelirlerinden istifade
etmeleri için Ba’albek şehrini tahsis etmişti.
Revâdiyye kabilesi, Ba’albek şehrine doğru yol alırken, kervancılardan biri,
deve hörgüçleri üzerinde seyahat eden çocuklardan birinden farklı mırıldanmalar
duydu. Bu çocuğun ağzından çıkanlar bir müziğe benzemiyor; sanki birileriyle
konuşuyor gibiydi. Deveci, merakını gidermek için, kulağını iyice kabartarak
söylenenleri duymaya çalıştı. Çocuk, gözlerini yummuş, durmadan şöyle
söyleniyordu: “İnşallah seni ben öldüreceğim! Vallahi seni ben öldüreceğim!
Allah’a söz veriyorum; ben seni kendi ellerimle öldüreceğim!”
Deveci, çocuğun rüyada kâbus gördüğüne kanaat getirerek, yoluna devam etti.
İşte, kervandaki devenin hörgücünde bu sözleri mırıldanan çocuk, Haçlıların
yaptıkları zulümleri duyarak büyüyen ve bu zulmü yapan Fransız komutan için
bu şekilde söylenen Selahaddin’di…

5
8/10
Memlûk Sultanligi

Memlûk Sultanligi

Prep. by HATICE GÜLER

Tarih ilmi ile haşır neşir olan her münevver bu ilmin olmazsa olmazının şâhitliklere dayalı olarak yazılması olduğunu bilmelidir. Üzerinde çalıştığımız eserin sahibi İbn Fazlullah el-Ömerî, bu durumun en tasdiki alâmetidir. Zira sultanlığın dîvân kâtiplerinden birisi ve kâtib-i sırrdı. Söz konusu özelliğini kullanarak bu dev eseri ortaya koymuştur. Ansiklopedi tarzı İslâm tarihçiliği yazımına hizmeti asla göz ardı edilmeyecek olan Mesâli-ku l-Ebsâr fi-Memâliki'l-Emsâr, dipsiz ama dalgalı bir devrin muhakemesini yapmıştır.

Tarafımızdan yapılmaya gayret edilen, el-Ömerî'nin kaleme aldığı Memlûk Devleti gelenek ve geçmişine ait malumatın ufak çapta tercümesidir. Topografik ve tarihî verinin sağlam bir mâlûmâtla yorumlandığı bu yapıtın, ağırlık merkezini Memlûk Devleti teşkilâtı ve coğrafyasının oluşturduğu Devlet-i Memâliki'l-Ülâ kısmını Arapça'dan Türkçe'ye tercüme ettiğimiz bu çalışmamız ile Memlûk Devleti'nin, Selçuklu Devleti ve Eyyûbî Devleti'nden devraldığı Türk devlet geleneğini sağlam temellere oturtmuş olduğuna tanıklık ettik.

3
7/10
Bahrî Memlükler İktisadî Ve Ticari Hayat (Siyer Yayınları)

Bahrî Memlükler İktisadî Ve Ticari Hayat (Siyer Yayınları)

Bahattin Keleş

Bahrî Memlükler eseri bir doktora tezi olup Memlūkler Devleti'nin iktisadî ve ticari hayatını konu edinir.

- Eser üç bölümden oluşup konu başlıkları ise şu şekildedir: Memlūkler döneminde çiftçilerin durumu, dokuma, maden, Memlükler döneminde sanayinin gerileme sebepleri, çarşı ve pazarların durumu ve son olarak devletin sosyal, idarî, malî yapı gibi konular ele alınmaktadır.

3
10/10
Selahaddin Eyyubi ve Tasavvuf (Siyer Yayınları)

Selahaddin Eyyubi ve Tasavvuf (Siyer Yayınları)

Ömer Tay

Selâhaddîn-i Eyyûbî, Müslümanların bugünkü düştüğü duruma benzer bir çağda yaşamıştır. Onun yaşadığı dönemde İslâm toprakları parçalanmış, ümmetin birliği bozulmuş, düşmanlar her taraftan ümmeti kuşatmıştı. Buna rağmen Selâhaddîn-i Eyyûbî, tefrika ve zilletin zirve yaptığı birlik ve zaferin mumla arandığı bir dönemde Ümmetin birlik ve beraberliğini sağlayarak “Salâhü’d-dünya ve’d-dîn” lakabına mazhar olmayı hak etmiştir. İşte tam bu noktadan hareketle bugün ki İslâm coğrafyasında yaşanan yüzlerce acı tabloyu tersine çevirmek için Selâhaddîn-i Eyyûbî gibi şahsiyetleri tanımak ve örnek almak her zamankinden daha çok önem arz etmektedir. Zira İslâm düşmanlarının Haçlı zihniyetiyle belli gayeler etrafında İslâm’a karşı birleşip topyekûn savaş açtıkları günümüzde, bu gibi şahsiyetlerin yol göstericiliği de hayatî öneme haizdir. 
Müslümanların, Haçlılara karşı birlik oluşturmak adına elde edemedikleri başarıyı Selâhaddîn-i Eyyübî tasavvufî kişiliği sayesinde başarmış ve İslâm birliğini bu şekilde sağlamıştır. Mısır’daki ilk hânkâh olma özelliğini taşıyan Sa’idü’s-Sü’ada hânkâhını, bizzat Selâhaddîn-i Eyyûbî tesis etmiştir. Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin tasavvufî şahsiyeti ona idarecilikte başarılı bir kişilik kazandırmıştır. Dünyadan, cihad ve siyasetten el etek çekmiş pasif bir sûfî anlayışının olamayacağını düşünen Selâhaddîn-i Eyyûbî, sûfîlerin Haçlılara karşı en ön saflarda savaşmalarını sağlamıştır.

3
7/10

Berkuk devrinde Memlük Sultanliǧi

M. C. Şehabeddin Tekindaǧ

Berkuk Devrinde Memluk Sultanlığı (XIV. Yüzyıl Mısır

Tarihine Dair Araştırmalar), Şehabeddin Tekindağ (Dr., M. C.) tarafından kaleme alınmıştır. Kitap 1961 yılında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi tarafından [İstanbul] yayınlanmıştır. 206 sayfadır. Sayfa bilgisi 206 s. olarak belirtilmiştir. Berkuk Devrinde Memluk Sultanlığı (XIV. Yüzyıl Mısır Tarihine Dair Araştırmalar) adlı eser Türkçe dilindedir.

2

Türk Memlükler döneminde saray ağalığı

Fatih Yahya Ayaz

Memlükler (648-923/1250-1517), tarihte kurulmuş en büyük Müslüman-Türk devletlerinden biridir. Bu devleti kuran Türk asıllı Memlükler, Aynicalut Savaşı'nda Moğollar'ı hezimete uğratarak onların ilerleyişini durdurmuş, Suriye ve civarındaki Haçlı prensliklerini ortadan kaldırarak da bölgedeki Müslüman hakimiyetini kesin bir şekilde temin etmişlerdir.

Dönemin tarihçileri tarafından 'Türk Devleti' (ed-Devletü't-

Türkiyye) olarak nitelendirilen

Memlükler, Osmanlı Devleti'nin de bir çok bakımdan

istifade ettiği güçlü bir askeri ve idari teşkilat

kurmuşlardır. Abbasiler'den itibaren Müslüman devletlerin

teşkilatları içerisinde görülmeye başlayan ve Selçuklu- Eyyubi kanalıyla Memlükler Devletine geçen saray ağalığı (Üstadarlık), bu teşkilatın en önemli unsurlarından biri olarak dikkati çekmektedir.

Bu çalışma, saray ağalığını, başındaki idarecilerden en kademedeki görevlilerine, işleyişi ve üstlendiği vazifelerden kurumsal hususiyetlerine kadar bir çok açıdan derinlemesine ele almaktadır.

1

Memlûkler döneminde Antakya (1268-1516)

Mehmet Yusüf Çelik

Medeniyetler şehri olarak anılan Hatay ilinin merkezi Antakya, antik çağdan bu yana yüzyıllar boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu kadim şehir aynı zamanda Hristiyanlığın önemli merkezlerinden bir tanesidir. St. Pierre Kilisesi'nin, Hz. İsa'nın on iki havarisinden biri olan Aziz Petrus'un ilk vaaz verdiği yer olduğuna ve mağarada cemaatin ilk kez "Hıristiyan" adını aldığına inanılmaktadır. Bu nedenle St. Pierre Kilisesi Hıristiyanlığın ilk kilisesi olarak bilinmektedir. Antakya, stratejik konumu sebebiyle de Bizans İmparatorluğu'nun yanı sıra Orta Doğu ve Yakın Doğu'da kurulan devletlerin birçoğunun ele geçirmek için mücadele ettikleri bir şehir olmuştur. Öyle ki, Mısır'da hüküm süren Fâtımî Devleti'nin (909-1171) kumandanı Mencütekin et-Türkî'nin kuşatması karşısında Halep'te bulunan Ebû'l-Fadâil Saîdüddevle ve naibi Lü'lü, Bizans imparatoruna gönderdikleri bir mektupta; "Halep alındığı zaman Antakya'da alınmış olur ve ne zaman Antakya alınırsa İstanbul da alınır" diyerek şehrin stratejik önemini vurgulamışlardır¹. Memlûkler için de Antakya'nın ele geçirilmesi, Mısır ve Şam bölgesindeki şehirlerin güvenliklerinin sağlanması ve kuzeyden gelecek saldırıların önlenebilmesi için önemliydi. Bu sebeple Memlûk ordusu Mayıs 1268'de Antakya şehrini fethederek Antakya Haçlı Prenskepliği'ne son vermiştir.

Türkiye'de Memlük tarihi üzerine yapılan çalışmaların çoğunda Sultan Baybars'ın Antakya'yı fethi ele alınmıştır. Ancak Memlûkler döneminde Antakya'nın siyasi, iktisadi ve sosyal hayatına dair kapsamlı ve müstakil bir çalışma bulunmamaktadır. Dolayısıyla Mehmet Yusüf Çelik'in doktora tezinden üretmiş olduğu "Memlûkler Döneminde Antakya 1268-1516" adlı çalışma bu alandaki boşluğu doldurmaktadır. Yazar halen Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalısmaktadır. Bilimsel calısmaları ağırlıklı olarak Antakva tarihi üzerinedir. Bu çalışmada adı geçen kitabın tanıtımının yapılması amaçlanmıştır.

İncelenen kitap, 2020'de Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı'ndaki "Memlûkler Döneminde Antakya 1268-1516" adlı doktora tezinin yeniden gözden geçirilerek basılmış halidir. Bu kitap; giriş ve sonuç hariç şu üç bölümden oluşmaktadır:

1

Memlükler'de tarih ve tarihçiler

Fatih Yahya Ayaz

Memlük Devleti (648-923/1250-1517), İslâm tarihindeki en büyük devletlerden biridir. Onun büyük devletler arasında kabul edilmesini sağlayan sadece askerî ve siyasî sahalardaki büyük başa- rıları değildir. İslâm dünyasının kültürel alandaki gelişimine yaptığı önemli katkı da bu hususta etkili olmuştur. Esasen Memlük Dev- leti'nin askerî ve siyasî muvaffakıyetleri söz konusu ilmî-kültürel gelişimin belirleyici unsurudur. Nitekim Memlükler'in Moğolları yenerek İslâm dünyasının batısını istiladan kurtarması ve Suriye'deki Haçlıları tedricen devreden çıkararak bölgeden uzaklaştırması bahsi geçen bölgeleri Müslüman halk ve tüccarlar kadar ilim erbabı için de güvenli hâle getirmiştir. Dolayısıyla Müslümanların siyasî ve ilmî geleneğinin teşekkül ettiği merkezler olan Hicaz, Suriye ve Mısır gibi bölgeler Haçlı Seferleri ve Moğol istilası gibi sebeplerle Miladî XI. asırdan itibaren başlayan istikrarsızlıktan kurtarılmış ve bu sükû- net ortamı ilmî geleneğin yeniden canlanmasında önemli bir âmil olmuştur. Bunun yanı sıra istila altındaki Bağdat gibi mühim ilim merkezlerinde bulunan ulemanın Şam ve Kahire'ye göç etmesi bu ilmî canlılığın daha da güçlenmesini sağlamıştır. Bunlara Memlük sultanları ve devlet adamlarının birçok medrese açarak ve âlimlere

büyük destek sağlayarak yaptıkları katkıları da ilâve etmek gerekir.

2

Memlükler (1250-1517)

Fatih Yahya Ayaz

Bu çalışma, tarihteki en büyük müslüman-Türk devletlerinden biri olan, İslâm dünyasının batısını Moğol istilâsından koruyan ve Suriye bölgesindeki Haçlı devletlerini ortadan kaldıran Memlükler'i ele almaktadır. Hânedan usulünün yerleşemeyişi ve Moğollar'ı dize getiren memlük sistemine göre kurulmuş güçlü süvari birlikleri gibi ayırt edici özelliklerine de temas edilmektedir. Memlük Devleti'nin kurduğu teşkilât ve müesseselerin, özellikle ilmiye sahasındakilerin Osmanlılar'ı doğrudan etkilemesi, Osmanlılar'ın bu devleti uzunca bir süre bir anlamda "üst otorite" olarak görmesi gibi hususlar da bu çalışmanın konuları arasındadır. Memlük Devleti, bahsedilen özelliklerine rağmen ülkemizde hak ettiği ilgiyi görmemiştir. Memlük Devleti'nin ülkemizdeki tanınırlığını arttırmak ve bu alanda çalışma yapan ve yapacak araştırmacıları teşvik etmek bu

çalışmanın temel hedefleri arasındadır.

1

Tüm gönderileri gördünüz.