İçeriğe atla
Osman
Rana
Ranaİnceleme

11sa önce

Rana "Osman" hakkında

8/10
Osman

Osman

Ayfer Tunç

Osman, insanın yalnızca yaptığı yanlışlarla değil; o yanlışlara dönüşene kadar içinde biriktirdiği eksikliklerle de şekillendiğini anlatan çok sarsıcı bir roman. Kitabı bitirdiğimde Osman’a kızmakla ona üzülmek arasında gidip geldim uzun süre. Osman, dışarıdan bakınca hayatta her şeye sahip gibi görünen ama kendi iç dünyasında yönünü kaybetmiş bir karakter. Sevgiyle büyümemiş bir insanın sevgiyi taşımayı da beceremeyişini çok acı bir şekilde hissediyoruz onda. Özellikle baba figürünün kurduğu baskı, Osman’ın bütün hayatına sinmiş durumda. Sadece davranışlarını değil, hayal kurma biçimini bile belirliyor. İstiyor ama harekete geçemiyor; seviyor ama sahip çıkamıyor; kaçıyor ama kaçtığı şeyin aslında kendi iç boşluğu olduğunu da biliyor. Bu yüzden Osman’ı okurken bir karakterden çok, büyüyememiş bir ruhun çözülüşünü izliyormuş gibi hissettim. Roman boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de Ayfer Tunç’un sınıf meselesini ve aile yapısını çok doğal ama çok sert bir şekilde işlemesi oldu. Kimse uzun uzun nutuk atmıyor ama herkesin yarası konuşuyor. Özellikle sevgi eksikliğinin insan hayatında nasıl kuşaktan kuşağa aktarıldığını ince ince hissettiriyor kitap. Osman’ın korkuları aslında sadece ona ait değil; yetiştiği evin, susturulmuş duyguların ve sevgiyi otoriteyle karıştıran bir düzenin sonucu gibi duruyor. Bir noktadan sonra Osman’a kızmak kolaylaşıyor ama anlamak zorlaşıyor. Bence roman tam da bu yüzden güçlü. Çünkü insan bazen en çok zarar veren kişilerin bile kendi içinde büyük bir yıkım taşıdığını fark ediyor. Ayfer Tunç bunu romantize etmeden yapıyor üstelik. Osman’ı aklamıyor, sadece onun nasıl “Osman” olduğunu gösteriyor. Kitabın dili de ayrıca çok etkileyiciydi. Duygusal ama ölçülü, sert ama yorucu değil. Özellikle karakterlerin iç çatışmaları öyle gerçek hissettiriyor ki bazı cümlelerde durup düşünme ihtiyacı hissediyor insan. Ben bu romanı bir aşk hikâyesinden çok; korkuların, aile travmalarının ve yarım kalmış insanların hikâyesi olarak okudum. Serinin son kitabı olmasına rağmen tek başına da oldukça güçlü bir okuma deneyimi sundu bana. Hatta bazen bir karakteri en kırılmış yerinden tanımak, onun başlangıcını bilmekten daha etkileyici olabiliyormuş onu düşündüm. Kitabı bitirdiğimde geriye bende şu duygu kaldı: İnsan bazen kötülükten değil, eksiklikten mahvoluyor.
⚠️

Spoiler içeriyor

Henüz yorum yok. İlk sen yaz!

Yorum yapmak için giriş yap