İçeriğe atla
Tehlikeli Oyunlar
Elif ALTINDAĞ

3sa önce

Elif ALTINDAĞ "Tehlikeli Oyunlar" hakkında

Tehlikeli Oyunlar

Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay

Bazı kitaplar vardır, okunmaz… yaşanır. Tehlikeli Oyunlar benim için tam olarak böyle bir yer. Hatta dürüst olayım: bu kitap bir “yer” değil, bir iç dünya. Ve ben o dünyanın içinde defalarca kayboldum. On yedi kez okudum demek, aslında on yedi farklı hayat yaşadım demek. Her okuyuşumda başka bir yerim kırıldı, başka bir yerim anlaşıldı. Ben bu kitabı sadece sevmedim… ben bu kitapta kendimi tanıdım. Oğuz Atay öyle bir karakter yaratmış ki, Hikmet… onu okurken “bu bir kurgu” diyemiyorsun. Çünkü Hikmet bir karakter değil, bir hâl. Bir ruh hali. Bir parçalanmışlık. Bir fazla düşünmenin, fazla hissetmenin, fazla farkında olmanın bedeli. Ve ben… o bedeli tanıyorum. Hikmet’in cümlelerinde kendimi buldum. Ama daha acısı şu: onun anlaşılmama hâlinde de kendimi buldum. Çünkü bu kitap sadece bir karakterin iç dünyasını anlatmıyor, aynı zamanda anlaşılmak isteyen ama kelimeleri karşı tarafa hiçbir zaman ulaşamayan insanların hikâyesini anlatıyor. Ben Hikmet’im. Anlatmak isteyen, ama anlattıkça daha çok yalnızlaşan. Düşünen, ama düşündükçe içinden çıkamayan. Kendi içinde oyunlar kuran, çünkü dış dünyada yer bulamayan. Bu kitapta en çok canımı yakan şey, Hikmet’in zekâsı ya da ironisi değil… onun sıkışmışlığı. Sanki bir odada değil, kendi zihninin içinde kilitli kalmış gibi. Ve ne yaparsa yapsın, kurduğu hiçbir cümle tam olarak anlaşılmıyor. İşte bu yüzden “Tehlikeli Oyunlar” sadece bir roman değil, bir çırpınış. İnsanın kendini ifade edemediği anlarda kurduğu o içsel tiyatro. Ben bu kitabı yıprattım. Sayfalarını çizdim, altını çizdim, kenarına notlar aldım. Çünkü bazı cümleler vardı ki sadece okunamazdı — tutulması gerekiyordu. Kaybolmasın diye işaretledim, unutmayayım diye yazdım. Ama aslında biliyorum… ben o cümleleri değil, kendimi kaybetmekten korktum. Her okuyuşumda başka bir yönümü gördüm. Bazen kırılganlığımı, bazen öfkemi, bazen de içimdeki o bitmeyen sorgulamayı. Çünkü bu kitap sana cevap vermez. Sana sorular sorar. Ve o sorular öyle kolay şeyler değildir. İnsan kendi içine dönmek zorunda kalır. Belki de bu yüzden herkes bu kitabı sevemez. Çünkü herkes kendine bu kadar dürüst bakamaz. Ama ben bakabildim. Ve gördüklerim her zaman hoşuma gitmedi. Yine de kaçmadım. Bu yüzden “Tehlikeli Oyunlar” benim için bir roman değil, bir yüzleşme. Bir iç hesaplaşma. Bir aynaya bakmak ama gördüğün şeyi değiştirememek. Ve evet… hâlâ okurum. Çünkü bazı kitaplar bitmez. Sadece sen değiştikçe, sana başka şeyler anlatmaya devam eder.

Henüz yorum yok. İlk sen yaz!

Yorum yapmak için giriş yap