İçeriğe atla
Küçük Prens
Elif ALTINDAĞ

3sa önce

Elif ALTINDAĞ "Küçük Prens" hakkında

Küçük Prens

Küçük Prens

Antoine de Saint-Exupéry

Küçük Prens benim için sadece bir kitap değil; zamanın içinde büyüyen, benimle birlikte anlam değiştiren bir yol arkadaşı. İlkokuldayken okuduğumda hissettiklerimle, şimdi dönüp baktığımda hissettiklerim arasında uçurum var. Ama o uçurum kötü bir şey değil—aksine, bu kitabın ne kadar derin, ne kadar katmanlı olduğunu bana her seferinde yeniden hatırlatan bir şey. O yaşlarda okuduğum için kendimi gerçekten şanslı hissediyorum. Çünkü bazı kitaplar vardır, seni erken yakalar. Henüz dünya seni sertleştirmeden, henüz kalbin hesap yapmayı öğrenmeden önce girer hayatına. Küçük Prens benim için tam olarak öyleydi. Eğer o yaşlarda okumamış olsaydım, şimdi ne kadar okusam da içimde eksik kalan bir şey olurdu, buna eminim. Ama asıl mesele şu: Bu kitap bir kere okunup bırakılacak bir kitap değil. Büyüdükçe tekrar dönülmesi gereken bir kitap. Çünkü sen değişiyorsun, hayat seni değiştiriyor… ve bir gün fark ediyorsun ki kitabın anlattığı şeyler de değişmiş gibi geliyor. Oysa değişen kitap değil, sensin. Çocukken masal gibi gelen şeyler, büyüdüğünde birer yara gibi batmaya başlıyor. Çocukken anlam veremediğin cümleler, bir gün seni susturacak kadar ağırlaşıyor. Herkesin Gül’e odaklandığı bir yerde, ben hep Tilki’yi sevdim. Çünkü Tilki bana “alışmak” kavramını öğretti. Birine bağlanmanın, onu özel kılmanın ne demek olduğunu… Ama aynı zamanda bunun bedelini de. “Evcilleştirmek” kelimesi belki basit gibi duruyor ama aslında insanın içine işleyen bir gerçeklik taşıyor: Birini hayatına aldığında, onu sıradanlıktan çıkarıyorsun. Ve sonra o kişi, herkesin içinde sadece sana ait bir anlam taşıyor. İşte o yüzden kaybetmek de bu kadar ağır oluyor. Tilki bana şunu da öğretti: İnsan, ancak kalbiyle baktığında gerçekten görebilir. Bu cümleyi ilk okuduğumda sadece güzel bir söz gibi gelmişti. Ama şimdi… şimdi bu cümlenin aslında bir hayat gerçeği olduğunu biliyorum. Çünkü insanlar büyüdükçe gözleriyle bakmayı öğreniyor, ama kalpleriyle görmeyi unutuyor. Ben bu kitapta kendimi Prens’e daha yakın hissediyorum. Çünkü o da anlamaya çalışıyordu. İnsanları, ilişkileri, sevgiyi… Belki de en çok yalnızlığı. Onun gezegenler arasında yaptığı yolculuk aslında bir kaçış değil, bir arayıştı. Ve bu arayış, benim içimde de hep var olan bir şey. Bu yüzden şunu savunuyorum: Küçük Prens önce ilkokullarda okutulmalı. Çünkü o saflıkla, o temiz kalple okunmalı önce. Ama orada bırakılmamalı. Lisede tekrar okutulmalı. Çünkü o zaman kitap başka bir dile dönüşüyor. Aynı cümleler, bambaşka anlamlar taşıyor. Çocukken sevdiğin bir hikâye, büyüdüğünde seni anlatan bir aynaya dönüşüyor. Belki de bu kitabın en büyük gücü burada yatıyor: Seni sana anlatması. Ama bunu yaparken bağırmıyor, zorlamıyor. Sessizce, yavaşça, kalbine dokunuyor. Ve sen fark etmeden içinde bir yere yerleşiyor. Benim için Küçük Prens, bir hikâye değil. Bir his. Bir eksiklik. Bir hatırlayış. Ve en çok da şu: Büyüdükçe kaybettiğimiz şeylerin aslında ne kadar değerli olduğunu yüzümüze vuran bir gerçek.

Henüz yorum yok. İlk sen yaz!

Yorum yapmak için giriş yap