İçeriğe atla
Babalar ve Ogullar
Elif ALTINDAĞ

2sa önce

Elif ALTINDAĞ "Babalar ve Ogullar" hakkında

Babalar ve Ogullar

Babalar ve Ogullar

Ivan Sergeevich Turgenev

Babalar ve Oğullar… Bir tane daha. Ama bu sefer gerçekten içime işleyenlerden. Hani okurken sadece bir hikâyeyi takip etmezsin de, kendinle yüzleşmeye başlarsın ya… işte öyle bir şey bu kitap benim için. Ivan Turgenev öyle bir karakter yazmış ki — Bazarov — sadece bir “karakter” değil. Bir düşünce biçimi, bir kırılma, bir başkaldırı hâli. Okurken birkaç sayfa sonra fark ediyorsun: sen artık onu dışarıdan izlemiyorsun. Onunla birlikte düşünüyorsun. Hatta bazı yerlerde onun gibi hissediyorsun. Ve bu, insanı biraz rahatsız eden bir yakınlık. Bazarov’un o keskin nihilizmi… her şeyi parçalama isteği… saygı duyulan ne varsa sorgulaması… ilk başta çok güçlü geliyor. Hatta dürüst olmak gerekirse, hayranlık uyandırıyor. Çünkü insan bazen gerçekten her şeyi yıkmak istiyor. Kuralları, kalıpları, öğretilmiş doğruları… Bazarov tam olarak bunu yapıyor. Ama sonra bir yerde şunu fark ediyorsun: Yıkmak kolay. Yerine ne koyacağını bilmek asıl mesele. Kitapta beni en çok vuran anlardan biri, “hiçlik” duygusunun bu kadar çıplak ve sert anlatıldığı o paragraftı. Hani insanın içinden bir ses çıkar da “bak, aslında sandığın kadar önemli değilsin” der ya… işte o sesin vücut bulmuş hâli gibi. Çok sade ama çok sarsıcı. O kısmı okurken durup düşündüm. Uzun uzun. Çünkü o cümle sadece Bazarov’un değil, bir yerde hepimizin içinde dolaşan o sessiz korkunun cümlesiydi. Ama işte tam burada kitap çok tehlikeli bir yere de dokunuyor. Özellikle daha genç bir okur için. Çünkü Bazarov’un düşüncelerini anlamakla, onları sorgulamadan benimsemek arasında ince bir çizgi var. Din, saygı, gelenek… bunları tamamen reddeden bir bakış açısı, eğer yeterince olgunlaşmadan alınırsa, insanı boşluğa düşürebilir. Bu yüzden evet — kesinlikle okullarda okutulmalı diyorum ama belli bir yaşın üstünde. Çünkü bu kitap rehberlik etmez; seni doğrudan düşüncenin ortasına atar. Tutunabilirsen çok şey kazanırsın, tutunamazsan savrulursun. Bir de şu var… Kitap sadece “yeni nesil vs eski nesil” meselesi değil. Çok daha derin bir çatışma bu. İnanç ile şüphe arasında, bağlılık ile özgürlük arasında, kalp ile akıl arasında… Bazarov aklı temsil ediyor gibi görünse de, aslında onun da kırıldığı yerler var. Ve o kırılmalar, karakteri insan yapan şey. Çünkü ne kadar inkâr ederse etsin, insan duygudan tamamen kaçamıyor. Ben bu kitabı okurken kendimi ikiye bölünmüş gibi hissettim. Bir yanım Bazarov’u anladı, hatta bazı noktalarda ona hak verdi. Diğer yanım ise ondan korktu. Çünkü onun baktığı yerden bakarsan, hayatın birçok anlamı dağılıyor. Ve herkes o dağılan parçaları yeniden bir araya getirecek güce sahip değil. O yüzden bu kitap benim için sadece “çok iyi bir klasik” değil. Bir sınav gibi. Kendinle ilgili neyi savunduğunu, neyi gerçekten düşündüğünü, neye tutunduğunu sorgulatan bir şey. Ve evet… muazzam bir yapıt. Ama hafife alınacak bir muazzamlık değil bu. Okuyup geçilecek bir kitap değil. İçine girilecek, biraz kaybolunacak ve belki de biraz değişilerek çıkılacak bir kitap.

Henüz yorum yok. İlk sen yaz!

Yorum yapmak için giriş yap